Futbol tarihinin en özel takımı hangisi diye sorsanız, cevap her nesilde başka olabilir. Ama 1970 Meksika Dünya Kupası'nda sahaya çıkan Brezilya, listelerin daima ilk sırasında yer alır. Rio'nun renkleri, Pelé'nin doruk hâli ve bir gol ki futbol yazarları elli yıldır anlatmaktan yorulmadı: Carlos Alberto'nun finaldeki o meşhur vuruşu.

Peki 1970 Brezilya'yı efsane yapan neydi? Sadece kupayı kaldırmaları değil, kaldırış biçimleriydi.

Sarı formanın altında beş numara on

1970 Brezilya kadrosunda beş tane 10 numara vardı diye bir efsane vardır. Bu tam olarak doğru değil ama nedenini anlamak zor değil: Pelé, Gérson, Tostão, Rivelino ve Jairzinho. Her biri kendi kulübünde takımın oyun kurucusu, yaratıcı beyni. Antrenör Mário Zagallo bu beş yaratıcıyı aynı sahaya koymayı seçti — o dönemde neredeyse suç sayılabilecek bir cesaretti.

Ve işledi. Çünkü Brezilya, top elindeyken en tehlikeli olduğunu bilen bir takımdı. Rakip pozisyon aldığı anda beş kişi yaratıcı çözüm arıyordu. Modern futbolun "topa sahip olma" kavramı henüz doğmamıştı ama Brezilya bunu içgüdüsel olarak yaşıyordu.

"Onlara karşı oynamak, öyle bir hisdi ki — biz futbol oynuyorduk, onlar dans ediyordu." — Bobby Charlton (1970 grup maçı sonrası)

Pelé'nin son dansı

1966 İngiltere'de kaba oyunun kurbanı olan, sakatlanıp Dünya Kupası'na "artık dönmeyeceğim" diyen Pelé, 1970'te 29 yaşındaydı. Kariyerinin son turnuvasında zirveye çıktı: kupada 4 gol, 6 asist, ama daha önemlisi üç anıt anı.

Uruguay'a karşı yarı finalde kaleciyi köprüden geçirip topa yetişememesi. Çekoslovakya'ya karşı orta sahadan gördüğü kaleciye kestirdiği o meşhur şut — top az farkla dışarı gitti ama televizyon karşısında dünya nefesini tuttu. Ve İngiltere karşısında yaptığı kafa vuruşu; Gordon Banks'in futbol tarihinin en iyi kurtarışı sayılan çıkışıyla ölümsüzleşti.

Pelé bu turnuvada sadece gol atmıyordu; oyunun her karesinde vardı. Bir oyun kurucu gibi topa geliyor, geri çekilip pas dağıtıyor, arkadaşlarına alan açıyordu. Modern "false 9" tanımı için henüz kimse kelime bulmamıştı ama Pelé onu yıllarca önce oynuyordu.

Jairzinho ve her maçta gol

Bir istatistik var ki hâlâ kırılmayı bekliyor: Jairzinho, 1970 Dünya Kupası'nda oynadığı her maçta gol attı. Grup aşamasından finale — altı maç, yedi gol. Onun öncesinde sadece bir oyuncu bunu başarmıştı; ondan sonra kimse başaramadı.

Sağ kanattan içeri kesip vuran, Meksika'nın ince havasında bile 90. dakikada koşabilen bir oyuncuydu Jairzinho. Ama gerçek marifeti şuydu: Pelé'nin gölgesinde kalmıyordu, Pelé onu daha da parlatıyordu.

Finalin son sahnesi: Carlos Alberto'nun golü

21 Haziran 1970. Azteca Stadyumu. Brezilya - İtalya finali. Skor 3-1. Maçın 86. dakikası. Ve o an geldi.

Top, Brezilya'nın kalesinin önünde başladı. Clodoaldo, orta sahada dört İtalyan oyuncuyu tek başına geçti. Rivelino sola açtı, Jairzinho içeri geldi, Pelé penaltı noktasında topu bekledi. Sonra o meşhur pas — hiç bakmadan, sadece hissederek — Pelé topu sağa, Carlos Alberto'nun ayağına bıraktı. Kaptan, tam ritminde koşarak geldi ve tarihe geçen o vuruşu yaptı.

Sekiz oyuncu topa dokunmuştu. Yedi pas verilmişti. Ve son vuruş, sanki bir orkestra şefinin kaldırdığı bagetin son notasıydı. 4-1. Brezilya, üçüncü kez şampiyon oldu ve Jules Rimet kupasını temelli aldı.

Neden hâlâ konuşuluyor?

Elli yılı aşkın süredir bu kadar ve bu takım hakkında sayısız yazı, kitap, belgesel çıktı. Cevap basit ama derin: 1970 Brezilya, futbolun ne olabileceğini gösterdi.

Bugün bir maçta Brezilya sarısını gördüğümüzde hâlâ o günlerin havasını arıyoruz. 1970, sadece bir turnuva değildi; bir mirastı. Ve mirasların en güzel yanı, hiç eskimemesidir.


Sen 1970 Brezilya kadrosunu draftlar mıydın? Yoksa başka bir dönemin efsanelerini mi tercih ederdin?